kayınvalidem bizdeydi dün, halk arasındaki adıyla kaynana, geldi yemekler yaptı, dizi izledi, muhabbet ettik, seviyorum galiba kendisini, hep gelsin kalsın (di mi karıcıımm)
neyse konuyu dağıtmayayım, bizim evde son 1 yıldır iki kere aşkı memnu dizisi izlendi, ilki aydından benim annem geldiğinde olmuştu, ikincisi de dün kaynanam sayesinde, açıkcası ben en fazla 10 dakika dayanabildim, kurulan özlü cümleler, birbirlerine attıkları salak bakışlar, hodingleri mi ne var bunların para içinde yüzüyorlar anladığım kadarıyla, hep böyle bir mutsuzluk, birbirini çekememe, ihtiras, aldatma falan valla içim bayıldı, dedim ya 10 dakika dayanabildim diye, gittim içerde bilgisayar oynadım, yapmıyodum uzun zamandır güzel oldu vala
en sevdğim şeylerden biridir, biri bildiği bir diziyi izlerken salak sorular soruyorum, bir de türk dizisi olunca iyice işin içinden çıkılmıyor, izleyen kişiye eziyet oluyor.
- şimdi bu kadına niye matmazel diyorlar (öyle çünkü) hmmm
- peki bu adam niye yalan söyledi şimdi (çünkü daha önce diğeriyle beraber olmuştu) haaa anladım
- bu adam niye buna bağırdı ki durduk yerde (çünkü daha önce ağızdan öpüştüler) uuuuuu aman allahım
bu ve bunun gibi sorularla, küçük şok dalgaları gönderdim kayınvalideme, bir daha izlemeyeceğim bir dizi hakkında bilgiler almaya niyetim yoktu, maksat tamamen sabrını denemekti.
(bir dakika bir iş çıktı gidip gelicem bekleyin).....
(hah geldim, tabii siz bunu 1 saniyede okudunuz ama aradan yarım saat geçti)
neyse kayınvalidem sorularımı sabırla cevaplayadursun, aklıma geçen hafta bir kitapçıda gördüğüm dvd kapağı geldi.. kendisi aşağıda
herhalde dünyada öpüşme sahnesi sayesinde promosyonu yapılan başka bir dizi yoktur, dünyanın en güzel aktivitelerinden biri olan ve alalade her dizi de gayet normal bir şekilde karşılanan ÖPÜŞME durumu nasıl oluyor da bir satış stratejisine dönüşebiliyor, aklım almıyor
sahneyi bilmiyorum tabii ama, bir öpüşme olayı bile böyle büyütüldüğüne göre, bu ülkede bu kadar bastırılmış duygu olması normaldir, sonrasında yan baktı diye adam öldürmekte normaldir (mesajımı da veririm bu arada)
evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Aralık 2009 Cuma
23 Aralık 2009 Çarşamba
erkekler ve alışveriş
sanirım erkeklerin en büyük problemlerinden biri bu..
kadınların bilmesi gereken bazı şeyler var, öncelikle sağlıklı olan bir erkeğin alışveriş kavramı elektronikten öteye gitmez, yani bizden "aşkım sence bu bluzun morunu mu alayım, krem rengini mi?" gibi sorulara mantıklı cevaplar vermemizi beklemeyin.
bu şekilde gelen sorulara mor ya da krem diye cevap veriyorsak bilin ki bunun nedeni bir an önce herhangi birini almanız ve yolumuza devam etmek istememiz.
alışverişten anlayan bünyeler de vardır elbette, ama ben bunlara hiç girmiyorum mesela, yeri geliyor bir mango olsun bir zara olsun ne bileyim bir miss poem olsun, dolaşırken hatunun gözü vitrine takılıyor içeri girmek zorunda kalıyoruz. sanırım cehennem denen yer de böyle bir yer
içeride envai çeşit kadın elbisesi, ayakkabı, çanta ve bunları daha önce kapabilmek için birbirleriyle gizliden bir savaşa girmiş kadınlar. ben oldum olası kendime bir şey almak istesem dahi kısa yoldan ilk gördüğümü alıp dışarı çıkan bir insanım, yav bir çantanın kaç çeşidi olabilir arkadaş.
bir çanta alındı diye niye ona uyumlu ayakkabı bakılır ya da bir eteğin kaç farklı renkli olabilir algılayamıyorum. aslına bakarsanız geçenlerde bir ayakkabı alacaktık hatuna, şimdi 2 tane ayakkabı var birisinin fiyatı diğerinin 2 katı falan, yani işin parasında değilim de, bana 2 ayakkabı da aynıymış gibi geliyor, bayaaa ısrar ettim en sonunda dayanamadım gittim reyonlardan 2 ayakkabıyı yan yana getirdim, bir baktık birinin sağ tarafında işleme bir şey var, alahım bu ayrıntıyı bir erkeğin görme ihtimali olabilir mi, bir kadın beyni bunları nasıl hafızasına kazıyabilir, anlayamıyorum.
bence sadece kadın kıyafeti veya aksesuarı satan yerler yanlış yapıyorlar, içeri girildiğinde erkeklerin oyalanabileceği bir şeyler olmalı, örneğin bir köşede avrupanın en güzel gollerinin döndüğü bir lcd tv olabilir, ya da bir köşeye PS3 standı açabilirler, ulan bunları geçtim en azından bir oturma yeri yanına da araba dergisi falan koyun insafsızlar, içeri giriyorum her yerde bir kadının arkasında ayakları yere sürüyerek dolaşan erkekler görüyorum, hepsi bir yandan oflayıp puflamakta, halbuki mağaza sahibi yukarıdaki taktiği uygulasa erkek hiç çıkmak istemeyecek, kadın daha çok vakit geçirecek daha çok şey alacak, ki bir kadın bir elbiseyi almayı kafasına koyduysa amazon kadınları gücündedir, hiç bir kuvvet onu engelleyemez.
geçen hafta gittiğimiz bir mağazada oturacak koltuk koymuşlar, biz sefil erkekler yorulmayalım diye, yanımda 2 eleman daha, salak salak etrafa bakındık, kendimden geçtiğim bir anda ilknurumun çektiği bir fotoğrafı da koyuyorum aşağıya, görün halimizi artık... yetkililere sesleniyorum..
kadınların bilmesi gereken bazı şeyler var, öncelikle sağlıklı olan bir erkeğin alışveriş kavramı elektronikten öteye gitmez, yani bizden "aşkım sence bu bluzun morunu mu alayım, krem rengini mi?" gibi sorulara mantıklı cevaplar vermemizi beklemeyin.
bu şekilde gelen sorulara mor ya da krem diye cevap veriyorsak bilin ki bunun nedeni bir an önce herhangi birini almanız ve yolumuza devam etmek istememiz.
alışverişten anlayan bünyeler de vardır elbette, ama ben bunlara hiç girmiyorum mesela, yeri geliyor bir mango olsun bir zara olsun ne bileyim bir miss poem olsun, dolaşırken hatunun gözü vitrine takılıyor içeri girmek zorunda kalıyoruz. sanırım cehennem denen yer de böyle bir yer
içeride envai çeşit kadın elbisesi, ayakkabı, çanta ve bunları daha önce kapabilmek için birbirleriyle gizliden bir savaşa girmiş kadınlar. ben oldum olası kendime bir şey almak istesem dahi kısa yoldan ilk gördüğümü alıp dışarı çıkan bir insanım, yav bir çantanın kaç çeşidi olabilir arkadaş.
bir çanta alındı diye niye ona uyumlu ayakkabı bakılır ya da bir eteğin kaç farklı renkli olabilir algılayamıyorum. aslına bakarsanız geçenlerde bir ayakkabı alacaktık hatuna, şimdi 2 tane ayakkabı var birisinin fiyatı diğerinin 2 katı falan, yani işin parasında değilim de, bana 2 ayakkabı da aynıymış gibi geliyor, bayaaa ısrar ettim en sonunda dayanamadım gittim reyonlardan 2 ayakkabıyı yan yana getirdim, bir baktık birinin sağ tarafında işleme bir şey var, alahım bu ayrıntıyı bir erkeğin görme ihtimali olabilir mi, bir kadın beyni bunları nasıl hafızasına kazıyabilir, anlayamıyorum.
bence sadece kadın kıyafeti veya aksesuarı satan yerler yanlış yapıyorlar, içeri girildiğinde erkeklerin oyalanabileceği bir şeyler olmalı, örneğin bir köşede avrupanın en güzel gollerinin döndüğü bir lcd tv olabilir, ya da bir köşeye PS3 standı açabilirler, ulan bunları geçtim en azından bir oturma yeri yanına da araba dergisi falan koyun insafsızlar, içeri giriyorum her yerde bir kadının arkasında ayakları yere sürüyerek dolaşan erkekler görüyorum, hepsi bir yandan oflayıp puflamakta, halbuki mağaza sahibi yukarıdaki taktiği uygulasa erkek hiç çıkmak istemeyecek, kadın daha çok vakit geçirecek daha çok şey alacak, ki bir kadın bir elbiseyi almayı kafasına koyduysa amazon kadınları gücündedir, hiç bir kuvvet onu engelleyemez.
geçen hafta gittiğimiz bir mağazada oturacak koltuk koymuşlar, biz sefil erkekler yorulmayalım diye, yanımda 2 eleman daha, salak salak etrafa bakındık, kendimden geçtiğim bir anda ilknurumun çektiği bir fotoğrafı da koyuyorum aşağıya, görün halimizi artık... yetkililere sesleniyorum..
15 Aralık 2009 Salı
damat kafası
aşağıda göreceğiniz ilk fotoğraf, bizim evlenirken yaptırdığımız bibloların fotoğrafı, düğüne gelen hemen herkese bu biblolardan verdik, mıknatıslı olduğu için buzdolabına asılabiliyor. ya da masa üzerinde komidin içinde vb. koyabiliyorsunuz.
tabi evlenirken düğüne gelenlerle hala bir görüşme içerisindeyiz, birkaç kişiyle konuşurken ya da evlerine gittiğimde bir şey dikkatimi çekti, nedense bu biblonun damat olanının kafası kopmuş, daha sonra bunu araştırmaya karar verdim, 3-5 kişiye daha sordum, herkes aynı cevabı verdi, biblonun damat tarafının kafası kopuyor ama geline bir şey olmuyordu.
Sanırım daha evlenirken bile kimin kafasının kopacağı belliymiş, şekerciler bile biblo yaparken damada önem vermemişler.
tamam anladık gelin kısmı daha çok sevilir de, insanın niyeti de bu kadar belli edilmez ki.
9 Aralık 2009 Çarşamba
istesem de yapamıyoruz
birşeyleri birileriyle beraber yapmak, paylaşmak dünyanın en güzel şeyi, hele bu bir de eşinizse tadından yenmiyor. ancak benim çok istememe rağmen eşimle yapamadığım 2 şey var, bir türlü gerçekleştiremiyoruz.
Birincisi beraber korku filmi izlemek;
izleyemiyor, evet evet benim gibi psikopat filmlerin hastası olan bir adamın eşi, en küçük bir yaralanma sahnesinde bile kendinden geçiyor, heyecananıyor, ayağa fırlıyor, eliyle gözlerini kapatıyor,
korku ya da gerilim filminden bahsetmiyorum bakın, herhangi bir filmdeki herhangi bir şiddet sahnesinden bahsediyorum, bir bakıyorum ayağa kalkmış odanın içinde dönüyor..
hayır sinemaya da gidemiyoruz ki, bir kere (hangi filmdi o yaa) bilmemne köprüsü diye fantastik bir filme gittik, adam ayna karşısında bıçakla yanağını mı kesiyor ne öyle bir şey işte, bir baktım bizimki bir gözlerini kapatıyor bir kollarını kaldırıyor, hani evde neyse de sinemada olunca arkadakiler çok hoş karşılamıyorlar tabii ki
tek başıma sinemaya gidecek zamanım da olmuyor genellikle, ne yapayım ben de DVD alıp evde tek başıma takılıyorum artık.
İkincisi ise (bu gerçekten kalbimde yaradır) bir FENERBAHÇE maçına gitmek, aslında ben bu kızı böyle tavladım zamanında, hasta galatasaraylı bu, baba faktörü tabii.. kayınpeder o kadar fanatikmiş ki, zamanında her deplasmana gidermiş, bizimkinin evi de Ali Sami Yen stadının yanındaydı evlenene kadar, fanatik peder kızını da öyle yetiştirmiş.
zamanında GS FB muhabbetinden iddiaya girdik, ben kazandım, iddia sonucunda benimle fener maçında gelecekti bu, 7 yıl öncesinden bahsediyorum, gelmedi, hala da gelmişliği yok
daha önceki yazıları okuyanlar varsa bilir, evimiz şimdi fenerbahçe stadının yanında, her maç günü taraftar sesleriyle doluyor içerisi, maça çağırıyorlar resmen, kaç kere gel gidelim dedim, gelmiyor
hatta gelip fenerbahçe aleyhine tezahürat yapacağım diyor, tabii bayan ya bu, kimse de ellemez bunu, olan bana olacak, linç edecekler valla.
yapamıyoruz işte yukarıdakileri, eehh ne yapalım, darısı romantik komedilere, milli maçlara artık..
Birincisi beraber korku filmi izlemek;
izleyemiyor, evet evet benim gibi psikopat filmlerin hastası olan bir adamın eşi, en küçük bir yaralanma sahnesinde bile kendinden geçiyor, heyecananıyor, ayağa fırlıyor, eliyle gözlerini kapatıyor,
korku ya da gerilim filminden bahsetmiyorum bakın, herhangi bir filmdeki herhangi bir şiddet sahnesinden bahsediyorum, bir bakıyorum ayağa kalkmış odanın içinde dönüyor..
hayır sinemaya da gidemiyoruz ki, bir kere (hangi filmdi o yaa) bilmemne köprüsü diye fantastik bir filme gittik, adam ayna karşısında bıçakla yanağını mı kesiyor ne öyle bir şey işte, bir baktım bizimki bir gözlerini kapatıyor bir kollarını kaldırıyor, hani evde neyse de sinemada olunca arkadakiler çok hoş karşılamıyorlar tabii ki
tek başıma sinemaya gidecek zamanım da olmuyor genellikle, ne yapayım ben de DVD alıp evde tek başıma takılıyorum artık.
İkincisi ise (bu gerçekten kalbimde yaradır) bir FENERBAHÇE maçına gitmek, aslında ben bu kızı böyle tavladım zamanında, hasta galatasaraylı bu, baba faktörü tabii.. kayınpeder o kadar fanatikmiş ki, zamanında her deplasmana gidermiş, bizimkinin evi de Ali Sami Yen stadının yanındaydı evlenene kadar, fanatik peder kızını da öyle yetiştirmiş.
zamanında GS FB muhabbetinden iddiaya girdik, ben kazandım, iddia sonucunda benimle fener maçında gelecekti bu, 7 yıl öncesinden bahsediyorum, gelmedi, hala da gelmişliği yok
daha önceki yazıları okuyanlar varsa bilir, evimiz şimdi fenerbahçe stadının yanında, her maç günü taraftar sesleriyle doluyor içerisi, maça çağırıyorlar resmen, kaç kere gel gidelim dedim, gelmiyor
hatta gelip fenerbahçe aleyhine tezahürat yapacağım diyor, tabii bayan ya bu, kimse de ellemez bunu, olan bana olacak, linç edecekler valla.
yapamıyoruz işte yukarıdakileri, eehh ne yapalım, darısı romantik komedilere, milli maçlara artık..
14 Kasım 2009 Cumartesi
eşim analist, hmmm o ne ola ki
insan bir ortama girip muhabbet etmeye başlayınca, konu ister istemez aynı yere geliyor. önce evli misiniz diye soruyorlar, sonra da "eşiniz ne iş yapıyor" diyorlar.
şimdi bu sorunun cevabı çooook büyük bir yüzde için gayet basittir, cevaplamak en fazla 2 kelimeyle halledilebilir. öğretmen, bankacı, ev hanımı, dansöz (oha), yönetici asistanı, mühendis gibi cevaplar verilebilir.
ama işte bende durum böyle olmuyor. eşiniz ne iş yapıyor diye soranlara, "finansal analist" demem gerekiyor ve o noktoda soruyu soran kişinin bakışlarından balatayı sıyırdığını farkedebiliyorum. önce biraz sessz kalıyor daha sonra gözlerini uzaklara doğru dikiyor, en sonunda da hmm yani "finansla alakala mı" diye soruyor.
yok konfeksiyonla alakalı
neyse zaten eşimin işini tam olarak öğrenmem 3 yılımı aldı, ben de soru soranlara kısa yoldan finans sektöründe çalışıyor deyip kesip atıyorum, eskiden açıklama isteyenlere borsadaki firmalarla ilgili analizler yapıyor derdim. ondan sonra bu sefer de, hmm ben bilmem ne için oynamıştım acaba yükselir mi, diye muhabbetlere maruz kalmaya başladım.
Halbuki onun için ne kadar basit, eşim mühendis diyor geçiyor, çat 2 kelimeyle hallediyor.
anam bir de bunların iki analist yanyana gelince muhabbetleri var ki en korktuğum şeylerden biri odur aslında, şimdi efendim bunlar bir başlıyorlar muhabbete, yok tüpraş karını düşük açıkladı, yok migros ayı şurdan kapattı falan filan, ben garip bir mühendis hayatı boyunca parayla aldığı en büyük riski lise yıllarındaki 20 doları olan insan, hiçbir şey anlamadan garip bakışlarla kendilerini seyrediyorum.
bir de blackberry veriyorlar ellerine, bildiğin elektronik pranga, allahtan benim yok, en azından "aaa odamda değildim mailinizi görmedim" diyebiliyorum, bunlar her yerde iletişim halindeler arkadaş, bir de bu firmalar gıcıklığına mıdır nedir, tam akşama doğru yayınlıyorlar karlarını, ya da biri yayınladı mı, diğerleri de peşisıra gönderiyorlar.
yaw insan bir sıraya koyar, hepsi aynı anda kar göndereceğine, her gün başka biri kar göndersin, şunu bir sıraya koysunlar, bence çok mantıklı, ben bunu ingiliz lorduna bir söyleyeyim. o herşeyi bilendir. her şey hakkında herkesten fazla bilgisi olandır. yok lan tanrıdan bahsetmiyorum lorddan bahsediyorum.
bak bu kadar yerdik ama iş arkadaşları on numara insanlar, topu topu 5 - 6 kişiler, hepsi de bayan, ben bunları birbirlerine hiç benzemedikleri halde çok karıştırırdım, o yüzden bir ara her birine lakap takmıştık, tabii efendim ben burda şimdi bunları söyleyip te kimseyi şimdi..
neyse analist dünyası dedikodularına da girecektim buradan ama çok ta ileriye gitmeyeyim, onu cansev hanıma bırakıyoruz :)
şimdi bu sorunun cevabı çooook büyük bir yüzde için gayet basittir, cevaplamak en fazla 2 kelimeyle halledilebilir. öğretmen, bankacı, ev hanımı, dansöz (oha), yönetici asistanı, mühendis gibi cevaplar verilebilir.
ama işte bende durum böyle olmuyor. eşiniz ne iş yapıyor diye soranlara, "finansal analist" demem gerekiyor ve o noktoda soruyu soran kişinin bakışlarından balatayı sıyırdığını farkedebiliyorum. önce biraz sessz kalıyor daha sonra gözlerini uzaklara doğru dikiyor, en sonunda da hmm yani "finansla alakala mı" diye soruyor.
yok konfeksiyonla alakalı
neyse zaten eşimin işini tam olarak öğrenmem 3 yılımı aldı, ben de soru soranlara kısa yoldan finans sektöründe çalışıyor deyip kesip atıyorum, eskiden açıklama isteyenlere borsadaki firmalarla ilgili analizler yapıyor derdim. ondan sonra bu sefer de, hmm ben bilmem ne için oynamıştım acaba yükselir mi, diye muhabbetlere maruz kalmaya başladım.
Halbuki onun için ne kadar basit, eşim mühendis diyor geçiyor, çat 2 kelimeyle hallediyor.
anam bir de bunların iki analist yanyana gelince muhabbetleri var ki en korktuğum şeylerden biri odur aslında, şimdi efendim bunlar bir başlıyorlar muhabbete, yok tüpraş karını düşük açıkladı, yok migros ayı şurdan kapattı falan filan, ben garip bir mühendis hayatı boyunca parayla aldığı en büyük riski lise yıllarındaki 20 doları olan insan, hiçbir şey anlamadan garip bakışlarla kendilerini seyrediyorum.
bir de blackberry veriyorlar ellerine, bildiğin elektronik pranga, allahtan benim yok, en azından "aaa odamda değildim mailinizi görmedim" diyebiliyorum, bunlar her yerde iletişim halindeler arkadaş, bir de bu firmalar gıcıklığına mıdır nedir, tam akşama doğru yayınlıyorlar karlarını, ya da biri yayınladı mı, diğerleri de peşisıra gönderiyorlar.
yaw insan bir sıraya koyar, hepsi aynı anda kar göndereceğine, her gün başka biri kar göndersin, şunu bir sıraya koysunlar, bence çok mantıklı, ben bunu ingiliz lorduna bir söyleyeyim. o herşeyi bilendir. her şey hakkında herkesten fazla bilgisi olandır. yok lan tanrıdan bahsetmiyorum lorddan bahsediyorum.
bak bu kadar yerdik ama iş arkadaşları on numara insanlar, topu topu 5 - 6 kişiler, hepsi de bayan, ben bunları birbirlerine hiç benzemedikleri halde çok karıştırırdım, o yüzden bir ara her birine lakap takmıştık, tabii efendim ben burda şimdi bunları söyleyip te kimseyi şimdi..
neyse analist dünyası dedikodularına da girecektim buradan ama çok ta ileriye gitmeyeyim, onu cansev hanıma bırakıyoruz :)
20 Ağustos 2009 Perşembe
evlilik kalınlığı
evlilik kalınlığı diye bir şey var lan.
ancak evlendikten sonra göbek çevremde toplaşmış yağları birden bire farkedince (birden bire dediğim bir sabah kalktığımda aynada kendimi görünce değil tabi, anladın sen onu) bu sözün ne kadar gerçek olduğunu anladım. şu yukarıdaki abi gibi evrildim valla, gerçi ben sağdan ikinci gibiydim zaten
istisnasız her evlenen kişinin başına geliyor. ben çok inanmazdım buna, biz zaten evde çok yemek yiyen bir çift değiliz, onlar domestik aileler için diye düşünürdüm.
ancak evlendikten sonra göbek çevremde toplaşmış yağları birden bire farkedince (birden bire dediğim bir sabah kalktığımda aynada kendimi görünce değil tabi, anladın sen onu) bu sözün ne kadar gerçek olduğunu anladım. şu yukarıdaki abi gibi evrildim valla, gerçi ben sağdan ikinci gibiydim zatenbaktım ki gidiş kötü hemen bir eylem planı oluşturdum ve işe öncelikle yemeği kısarak başladım.
1- ekmek yenmeyecek, (istisna, belki sabah kahvaltısında kahvaltı niyetine ekmek arası peynir)
2- çikolata, cips, kuruyemiş, börek, pasta (allahım yazması bile güzel) yenmeyecek (istisna, haftada bir gün mesela pazar olabilir, maç izlerken biri tüketilebilir)
4- olabildiğince az pilav ve patates kızartması yenilecek, örneğin ızgara istediniz, bu hain restaurantlar yanına patates ve pilav koymayı adet edinmişlerdir, yanına bunlar yerine, yeşillik (bildiğin ot yani) istenecek.
5- olabildiğince çok su içilecek
6- akşamları yemek yenmeyecek, (valla oluyo bak ilk 2 gün acıkıyosun ama sonra alışıyosun)
7- yemekten hemen sonra meyve yenmeyecek (arkadaş karpuzu illa yemek sonrası sofrada mı yemeniz gerekiyo, gerçi mevsimi de geçiyor artık)
8- cola içeceksen cola zero iç, hem daha güzel hem de kalorisi yok
9- madde 6'da akşam yemeği yenmeyecek dedik ya, onun yerine meyve yiyebilirsin lan, acıktın di mi?
10- canın çok mu çikolata istiyor, çikolatasız yaşayamaz mısın? coco star diye bir çikolata var sadece 90 kalori al ondan ye ben her gün yiyorum tadı da çok güzel, (tabii 5 tane birden yersen bir anlamı olmaz)
11- dondurmanın da light'ı var, biz yedik güzel lan dene bak
12- spor spor spor diyoruz burada tamam yiyecekten kıstın ama spor da yapman lazım canım, ben mesela bir spor tesisine yazıldım (onu da sonra yazıcam hatırlat) sen de spor tesisine zamanım yok diyosan mesela apartmanda asansör kullanma merdivenden yürü ya da akşamları çık sokaklarda dolaş biraz kim karışır sana
efendim ben bu yukarıdakileri sadece 2 hafta yaparak 5 kiloya yakın verdim (valla lan), sen de haftada en az 2 kilo verirsin yukarıdaki formülle, garanti veriyorum bak hala düşünüyosun yaa, boşuna uğraşma diyet formülleriyle falan test edildi onaylandı diyorum sana
konu neydi ne oldu arkadaş, ben evlilik kalınlığımdan bahsetcektim aslında neyse o da başka yazıya artık, burdayız nasıl olsa kaçmıyoruz ya
12 Ağustos 2009 Çarşamba
bulaşık makinesi mi? hmm

hayatıma erken yaşlarda girdi aslında, o zamanlar bu kadar içli dışlı değildik tabii ki, annem ilgileniyordu kendisiyle, daha çok o görüyordu, benim için evdeki başka bir beyaz eşyadan farkı yoktu aslında.
daha küçükken, bulaşık makinesi alınmadan hemen önce ortaya bir teori atmıştım, alınan bu beyaz eşyanın ilk başlarda devamlı kullanılacağını ancak daha sonra bir süs eşyasından farkı kalmayacağını hatta sadece bulaşık makinemiz var diyebilmek için alındığını söylemiştim.
her ne kadar annem gözlerinden ateşler fışkırarak söylediklerimi dinlememiş olsa da belli bir süre sonra benim dediklerim doğru çıktı. başlarda her gün kullanılan alet, daha sonra haftada bire saha sonra da "ne olacak canım iki dakika elimde yıkıyıveririm"e dönüştü.
evlenme olaylarına girdiğimde ise, bulaşık makinesi denen alet artık benim almam gereken bir sorumluluk parçası olmuştu, hatta hiç unutmam nişanlıma, bunu almamızın gerekmediğini annemin ne olacak canım iki dakika elimizde yıkıyıveririz teorisiyle anlatmaya çalıştım.
ancak böyle bir durum olduğunda, zamanında benim yüzümden alınmadığı için tüm bulaşığın başıma kalacağını anlamıştım ve hemen geri hamle yaptım.
şimdi mutfağımızın en nadide köşesinde duran bu yaratık, tarafımızdan düzenli bir şekilde kullanılıyor. ancak arkadaş öyle her şeyi de beğenmiyor,
örneğin tabak yıkamak istiyorsun bununla, öyle yağlı, içinde yemek kırıntısı olan tabakları beğenmiyor hasbam, illa temizleyeceksin yıkayacaksın öyle koyacaksın içine, işte ben de bunu anlamıyorum arkadaş.
defalarca mantığını anlamaya çalıştım, şimdi bulaşık denen hadise, örneğin bir tabağı ele alırsak, tabağın daha önceden deterjanlanmış sünger ile silinerek durulanmasından ibaret, başka türlü yıkayanlar versa bilemem tabii, bunu yıkadıktan sonra da bir bezle siliyorsun, ya da kuruması için bulaşıklık denen alete yerleştiriyorsun.
ee şimdi ben bu tabağı bulaşık makinesine koymak için neredeyse aynı işlemi yapmıyor muyum? bir tek durulama öncesi deterjanlı süngerle sileceksin be güzelim.
iki kişilik bir ailenin yemeğinden en fazla 3 tabak çıkar, ikisi yemek tabağı biri de salata, ee hadi yoğurt da ye etti 5 tabak, bir şeyler içmek istersen 2 tane de bardak ekle toplam 7 parça ekipman, tanesini 2 dakikada yıkasan en fazla 15 dakikada olayı bitiriyorsun zaten (herşeyi hesaplayan yazar)
işte ben o zamanlar nişanlıma bunu anlatmaya çalışmıştım, ancak beni tüm bulaşığı sen yıkarsın tehdidiyle püskürttü,
başlıktan da anlayacağın üzere tembelim mütemadiyen.. bulaşık makinesi dursun yeterki iş istemeyin benden
Not: çok bilmiş okur, su tasarruf olaylarını biliyoruz herhalde, ama bu da elektrik harcıyo ekstradan be
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






