Fenerbahçe maçlarının olduğu günler çok severim, rakibi kim olursa olsun mahalle takımı ile oynasa dahi fenerbahçenin maçları benim için bir heyecan bir kutlama bir olay.
totemlerim var bir de,
mesela fenerbahçe tişörtüm; ne zaman evde maç izleyecek olsam mutlaka bu tişörtü giyerim, bu tişörtü giyip izlediğim bir maçı kaybetmedik daha, ne zaman maç izleyemesem ya da bir şekilde tişörtümü giyemesem fenerbahçe yeniliyor arkadaş, bu sebeple bana çok maç borçlular
diğer bir totemimde ters totem, galatasaray malum rakip, eğer galatasaray maç yaparken bir şekilde maça dahil olursam, (bir şekilde o an maçın kaç kaç olduğunu öğrenirsem, twitter, maçkolik vb. sitelerden haber alırsam, ya da g.t kardeşim whatsapp tan skor gönderirse) GS hemen ardından mutlaka gol atıyor ve kazanıyor. Ancak hiç bir şekilde haber almadıysam ve görmediysem GS puan kaybediyor. Bu sebeple GS maçının olduğu zamanlarda olabildiğince hayattan soğutuyorum kendimi.
böylede garip bir insanımdır.
29 Eylül 2013 Pazar
9 Eylül 2013 Pazartesi
standart bir başlık : Merhaba la tekrar
abooovv 2 yıldan fazla olmuş
Sesimiz her zamankinden çok çıkıyor. Bize dokunmaya korkuyorlar artık biliyorlar ki en ufak bir saldırıda yüzbinler yine dökülecek sokaklara, sadece sokaklara değil elbette, sosyal medya o kadar hızlı gelişiyor ve ilerliyor ki sokaklar yetmiyor bizim kuşağa, sokaklar interneti kullanmayan halka göstermek için kendimiz geri kalanlar sosyal taraftan daha hızlı takip ediyorlar bizi..
Öyle güzel bir hale geldik ki, haber almak için ana akımın internet sitelerine veya televizyon kanallarına bakan kalmadı artık, kendi adıma konuşmam gerekirse twitter hepsinden daha hızlı ve bağımsız haber veriyor bana, sadece haber değil insanların özgür yorumlarını da görmek mümkün oluyor, twitterda bir sansür mekanizması işlemiyor çünkü, gençler yeri geliyor kafa tutuyor büyüklere, yeri geliyor dalga geçiyor. Ana akım ise arada bu twitterdan çaldığı yorumları küçük haberler yapmakla uğraşıyor ya da nasıl isteniyorsa o manşetleri atıyor. Asıl manşeti ise gençler atıyor, kimse farkında değil.
Zaman düşer ellerinden yere....
yaşlandıkça insanın zamanı azalır mı? Yoksa elindeki zamanı yakalamaya mı çalışır, bir şeyi yakalamaya çalıştıkça nasıl daha hızlı senden kaçar, zaman da böyle olsa gerek, ne yaparsak yapalım dinlenecek ve beraber geçirecek uzun bir zaman bulamıyor insan,
zamanı daha yavaş yaşamak isterdim galiba, salyangoz şehir dedikleri yerde yaşamak isterdim, yavaş ve bir yere yetişme sorunu olmadan, aslında gün sonunda dönüp baktığında bir yere yetişmediğini görüyorsun, her gün başka bir yere yetişip çalıştığında, sonunda hiç bir yerde olmadığını. hayat böyle bir şey galiba, büyüdükçe anlıyorsun, her gün bir yere yetişmek için kalkıp, gün sonunda ertesi gün bir yere yetişmek için uyuyan insanlar topluluğu. sonra bir gün yetiştiğini sanıp bakıyorsun ki yaşlanmışsın ve az bir zamanın kalmış yaşamaya.
sadece büyümek değil bu, insan sadece yaşı gereği büyümez, sahip olduğu mevki büyüdükçe de büyür insan. daha çok insanı yönetmek daha çok sorunla uğraşmak ve daha çok problem çözmek anlamına gelir.
hastanede çalıştığım 9 yıl ve geldiğim mevki bana şunu gösterdi. Yükseldikçe daha az iş yapmaya başlıyorsun ancak daha çok uğraşıyorsun, daha çok iş yapıp az sorumluluk alan birinin en azından kafası daha rahat oluyor. Yaptığım işlerin bir listesini çıkartsam bundan 5 yıl önce şu an yaptığımdan 2 kat fazla iş yapmış olduğumu görürürüm. Bir işte yükselmek demek yapılan iş sayısının azalması ancak toplamda harcanan eforun artması, saçlardaki beyazların kendini göstermesi demek oluyor.
Ne zaman ki annem "oğlum saçlarındaki beyazlar ne kadar artmış" dedi. O zaman yaşlanmaya ve yorulmaya başladığıma inandım.
Yazdığım bu boktan ve ne olduğu belli olmayan yazımın sonuna geldikçe, en azından başlamak ta önemlidir diyorum. 2 yıldan sonra buna da şükür, başladık tekrar ve belki 2 yıl sonra belki 2 gün sonra tekrar yazarım belki, daha komik daha kolay okunacak bir şekilde bu sefer.
sadece aklıma gelenleri yazdım, kimse de okumuyor belki ama ben sana yazmıyorum ki, ben kendime yazıyor olum, insan biri okusun diye yazınca hiç bir boka benzemiyor yazdıkları, aynı bu yazı gibi.
ne zaman ki kendine yazıyorsun o zaman çok güzel oluyor işte, zorlamadan artistik göndermeler yapmadan kendine yaz. en güzel sen okursun kendini, kasmadan zorlamadan.
özet geç kafasındakiler için özet : naber lan, merhaba tekrar
Sesimiz her zamankinden çok çıkıyor. Bize dokunmaya korkuyorlar artık biliyorlar ki en ufak bir saldırıda yüzbinler yine dökülecek sokaklara, sadece sokaklara değil elbette, sosyal medya o kadar hızlı gelişiyor ve ilerliyor ki sokaklar yetmiyor bizim kuşağa, sokaklar interneti kullanmayan halka göstermek için kendimiz geri kalanlar sosyal taraftan daha hızlı takip ediyorlar bizi..
Öyle güzel bir hale geldik ki, haber almak için ana akımın internet sitelerine veya televizyon kanallarına bakan kalmadı artık, kendi adıma konuşmam gerekirse twitter hepsinden daha hızlı ve bağımsız haber veriyor bana, sadece haber değil insanların özgür yorumlarını da görmek mümkün oluyor, twitterda bir sansür mekanizması işlemiyor çünkü, gençler yeri geliyor kafa tutuyor büyüklere, yeri geliyor dalga geçiyor. Ana akım ise arada bu twitterdan çaldığı yorumları küçük haberler yapmakla uğraşıyor ya da nasıl isteniyorsa o manşetleri atıyor. Asıl manşeti ise gençler atıyor, kimse farkında değil.
Zaman düşer ellerinden yere....
yaşlandıkça insanın zamanı azalır mı? Yoksa elindeki zamanı yakalamaya mı çalışır, bir şeyi yakalamaya çalıştıkça nasıl daha hızlı senden kaçar, zaman da böyle olsa gerek, ne yaparsak yapalım dinlenecek ve beraber geçirecek uzun bir zaman bulamıyor insan,
zamanı daha yavaş yaşamak isterdim galiba, salyangoz şehir dedikleri yerde yaşamak isterdim, yavaş ve bir yere yetişme sorunu olmadan, aslında gün sonunda dönüp baktığında bir yere yetişmediğini görüyorsun, her gün başka bir yere yetişip çalıştığında, sonunda hiç bir yerde olmadığını. hayat böyle bir şey galiba, büyüdükçe anlıyorsun, her gün bir yere yetişmek için kalkıp, gün sonunda ertesi gün bir yere yetişmek için uyuyan insanlar topluluğu. sonra bir gün yetiştiğini sanıp bakıyorsun ki yaşlanmışsın ve az bir zamanın kalmış yaşamaya.
sadece büyümek değil bu, insan sadece yaşı gereği büyümez, sahip olduğu mevki büyüdükçe de büyür insan. daha çok insanı yönetmek daha çok sorunla uğraşmak ve daha çok problem çözmek anlamına gelir.
hastanede çalıştığım 9 yıl ve geldiğim mevki bana şunu gösterdi. Yükseldikçe daha az iş yapmaya başlıyorsun ancak daha çok uğraşıyorsun, daha çok iş yapıp az sorumluluk alan birinin en azından kafası daha rahat oluyor. Yaptığım işlerin bir listesini çıkartsam bundan 5 yıl önce şu an yaptığımdan 2 kat fazla iş yapmış olduğumu görürürüm. Bir işte yükselmek demek yapılan iş sayısının azalması ancak toplamda harcanan eforun artması, saçlardaki beyazların kendini göstermesi demek oluyor.
Ne zaman ki annem "oğlum saçlarındaki beyazlar ne kadar artmış" dedi. O zaman yaşlanmaya ve yorulmaya başladığıma inandım.
Yazdığım bu boktan ve ne olduğu belli olmayan yazımın sonuna geldikçe, en azından başlamak ta önemlidir diyorum. 2 yıldan sonra buna da şükür, başladık tekrar ve belki 2 yıl sonra belki 2 gün sonra tekrar yazarım belki, daha komik daha kolay okunacak bir şekilde bu sefer.
sadece aklıma gelenleri yazdım, kimse de okumuyor belki ama ben sana yazmıyorum ki, ben kendime yazıyor olum, insan biri okusun diye yazınca hiç bir boka benzemiyor yazdıkları, aynı bu yazı gibi.
ne zaman ki kendine yazıyorsun o zaman çok güzel oluyor işte, zorlamadan artistik göndermeler yapmadan kendine yaz. en güzel sen okursun kendini, kasmadan zorlamadan.
özet geç kafasındakiler için özet : naber lan, merhaba tekrar
19 Temmuz 2011 Salı
dubrovnik notları
yuh 1 yıldan fazla olmuş yazmayalı, dubrovni vasıtasıyla yazayım bari
tur
biz ets ile gittik, pronto da aynı turu yapıyor, otel ve fiyatlar 2 turda da aynı, bizim ets'yi seçme nedenimiz gidişte erken gidip, dönüşte geç gelmesiydi. pronto tam tersi olduğu için seçmedik.
otel ve ulaşım
turun önerdiği oteller arasında çok fark yok, illa 5 yıldızlı otelde kalayım diye kasmanın manası da yok, 3 ve 4 yıldızlı oteller de gayet iş görüyor, biz valamar lacroma'da kaldık, şehire gitmek için hemen önünden otobüs kalkıyor ve gece 2'ye kadar otobüs var, tüm tatil boyunca otobüs kullandık yetti, bir gidiş 12 kuna (1,5 € civarı) ve bilet almanız gerekmiyor otobüsün içinde şoföre para verebiliyorsunuz, şehir 15 dakika uzaklıktaydı.
oldtown
girin google'a resimlerine bakın 5 ile çarpın, öyle çarpıcı öyle güzel bir yer, küçük bir alan olmasına rağmen, daracık sokak araları ve deniz kokusuyla tekrar tekrar gezdiriyor kendini, öğlenleri çok sıcak oluyor tavsiyem saat 18'den sonra gezin, keyfi böyle çıkıyor.
yemek
daha önce gidenler sağolsun sayelerinde mena culpa'da pizza, spagetti toni'de makarna yedik ve tek kelimeyle kendimizden geçtik. özellikle spagetti toni'de benim için 5 peynirli lazanya yiyin olur mu?
illa balık yiyelim diyorsanız limandaki mekanlar gayet güzel, adriyatiğe karşı yemek yiyorsunuz. biz değişiklik olsun diye balık tabağı ve siyah risotto istedik, ama ı ıh, memleketimde valla daha güzel balık, biz zaten balık dışındaki canlıları çok sevmiyoruz. kalamar hastası olduğumuz halde soğan halkası gibi değil de kendisi bacaklarıyla teşrif edince midemiz bulandı, seven vardır mutlaka, ancak biz bir daha balık yiyemedik. midye dediğin pilavlı dolmalı olur, ne öyle içinden küçücük kayış gibi şey çıkıyor.
neyse tekrar edeyim, tavsiyem mena culpa quatra for maggi (yanlış yazmış olabilirim) pizza ve spagetti toni lazanya with 5 cheeses
deniz
belki de bugüne kadar yüzdüğüm en iyi denizdi, öncelikle belirtmemde fayda var lopud adası sunj plajı dışında öyle sahil diyebileceğimiz bir yer yok, çoğunlukla kayalardan denize giriliyor, dubrovnik belediyesi merdivenler yapmış kayalardan denize giriyorsunuz, kıyılarda fazla miktarda deniz kestanesi olabiliyor dikkatli girmek lazım, ancak denize girip biraz açılınca deniz o kadar berrak ve güzel ki insan çıkmak istemiyor.
biz öncelikle 3 ada turu yaptık (ets bu tura 60 € istedi, biz kendimiz limandan bir acente ile anlaştık 35€'ya hallettik her şey aynıydı, aklınızda bulunsun) 3 ada turu çok güzel ancak lopud adasında çok övülen sunj plajı (belki de o güne has ters dalga nedeniyle) çok kirliydi ve aynı kilyos plajı gibi insan seli vardı, en büyük hayal kırıklığımız o oldu
daha sonra ertesi gün locrum adasına gittik, yaklaşık 15 dakika sürüyor, limana en yakın ada, çok güzeldi, en güzeli tekneden indiğiniz yerde denize gimek öyle hiç kasmayın, deniz her yerde çok güzel çünkü
aynı zamanda kaldığımız otelin oradan da denize girilebiliyor, son gün orada da denize girdik ve orası da gerçekten muhteşemdi
sözün özü nereden girerseniz girin mükemmel bir deniz bekliyor sizi.
genel
çok türk var, yani öyle böyle değil, son 2 yıl tam bir türk akınına uğramışlar, elini çarpsan türke rastlıyorsun, hatta bazı restoranlar menülerine türkçeyi koymuşlar o derece
fiyatlar öyle pahalı falan değil, gayet normal, biz iki kişi en fazla 180 kuna'ya (25 €) yedik içtik. güneyde herhangi bir yerde yaptığımız tatilden daha ucuza geldi diyebilirim, zaten 1,5 saat sürüyor
dubrovnik kızlarıyla ilgili bir şeyler yazacaktım ama şimdi eşim okur burayı falan, en iyisi gidin kendiniz görün.
şaraplarını çok beğenmedik, ama biraları müthiş, mutlaka deneyin hatta meydanda piyano çalan amcanın oraya oturun sokağa karşı için biranızı
yanınıza şnorkel alırsanız güzel olabilir, kayalık olduğu için yüzmesi güzel oluyor.
öyle gece kulubü falan beklentiniz çok olmasın, bi tane var adamkıllı, onun yerini de tarif etmeme gerek yok, gece 11'den sonra sokağa çıkan aynı renk giyinmiş (ya da soyunmuş ta diyebilirim) kızları takip edin
suya para vermeyin meydanlardai çeşmelerden soğuk su akıyor, aynı zamanda oteldeki çeşmeden bile su içebiliyorsunuz, ve tadı satılan sudan daha güzel
halkı çok cana yakın, tek geçim kaynakları bu olduğu için turisti el üstünde tutuyorlar ve çok sıcakkanlılar
gidin gezin gezdirin, o kadar beğendik ki, ağustos'ta bir daha gitmeyi düşünüyoruz, çeşme ve bodrumdaki kazıklardan daha mantıklı
tur
biz ets ile gittik, pronto da aynı turu yapıyor, otel ve fiyatlar 2 turda da aynı, bizim ets'yi seçme nedenimiz gidişte erken gidip, dönüşte geç gelmesiydi. pronto tam tersi olduğu için seçmedik.
otel ve ulaşım
turun önerdiği oteller arasında çok fark yok, illa 5 yıldızlı otelde kalayım diye kasmanın manası da yok, 3 ve 4 yıldızlı oteller de gayet iş görüyor, biz valamar lacroma'da kaldık, şehire gitmek için hemen önünden otobüs kalkıyor ve gece 2'ye kadar otobüs var, tüm tatil boyunca otobüs kullandık yetti, bir gidiş 12 kuna (1,5 € civarı) ve bilet almanız gerekmiyor otobüsün içinde şoföre para verebiliyorsunuz, şehir 15 dakika uzaklıktaydı.
oldtown
girin google'a resimlerine bakın 5 ile çarpın, öyle çarpıcı öyle güzel bir yer, küçük bir alan olmasına rağmen, daracık sokak araları ve deniz kokusuyla tekrar tekrar gezdiriyor kendini, öğlenleri çok sıcak oluyor tavsiyem saat 18'den sonra gezin, keyfi böyle çıkıyor.
yemek
daha önce gidenler sağolsun sayelerinde mena culpa'da pizza, spagetti toni'de makarna yedik ve tek kelimeyle kendimizden geçtik. özellikle spagetti toni'de benim için 5 peynirli lazanya yiyin olur mu?
illa balık yiyelim diyorsanız limandaki mekanlar gayet güzel, adriyatiğe karşı yemek yiyorsunuz. biz değişiklik olsun diye balık tabağı ve siyah risotto istedik, ama ı ıh, memleketimde valla daha güzel balık, biz zaten balık dışındaki canlıları çok sevmiyoruz. kalamar hastası olduğumuz halde soğan halkası gibi değil de kendisi bacaklarıyla teşrif edince midemiz bulandı, seven vardır mutlaka, ancak biz bir daha balık yiyemedik. midye dediğin pilavlı dolmalı olur, ne öyle içinden küçücük kayış gibi şey çıkıyor.
neyse tekrar edeyim, tavsiyem mena culpa quatra for maggi (yanlış yazmış olabilirim) pizza ve spagetti toni lazanya with 5 cheeses
deniz
belki de bugüne kadar yüzdüğüm en iyi denizdi, öncelikle belirtmemde fayda var lopud adası sunj plajı dışında öyle sahil diyebileceğimiz bir yer yok, çoğunlukla kayalardan denize giriliyor, dubrovnik belediyesi merdivenler yapmış kayalardan denize giriyorsunuz, kıyılarda fazla miktarda deniz kestanesi olabiliyor dikkatli girmek lazım, ancak denize girip biraz açılınca deniz o kadar berrak ve güzel ki insan çıkmak istemiyor.
biz öncelikle 3 ada turu yaptık (ets bu tura 60 € istedi, biz kendimiz limandan bir acente ile anlaştık 35€'ya hallettik her şey aynıydı, aklınızda bulunsun) 3 ada turu çok güzel ancak lopud adasında çok övülen sunj plajı (belki de o güne has ters dalga nedeniyle) çok kirliydi ve aynı kilyos plajı gibi insan seli vardı, en büyük hayal kırıklığımız o oldu
daha sonra ertesi gün locrum adasına gittik, yaklaşık 15 dakika sürüyor, limana en yakın ada, çok güzeldi, en güzeli tekneden indiğiniz yerde denize gimek öyle hiç kasmayın, deniz her yerde çok güzel çünkü
aynı zamanda kaldığımız otelin oradan da denize girilebiliyor, son gün orada da denize girdik ve orası da gerçekten muhteşemdi
sözün özü nereden girerseniz girin mükemmel bir deniz bekliyor sizi.
genel
çok türk var, yani öyle böyle değil, son 2 yıl tam bir türk akınına uğramışlar, elini çarpsan türke rastlıyorsun, hatta bazı restoranlar menülerine türkçeyi koymuşlar o derece
fiyatlar öyle pahalı falan değil, gayet normal, biz iki kişi en fazla 180 kuna'ya (25 €) yedik içtik. güneyde herhangi bir yerde yaptığımız tatilden daha ucuza geldi diyebilirim, zaten 1,5 saat sürüyor
dubrovnik kızlarıyla ilgili bir şeyler yazacaktım ama şimdi eşim okur burayı falan, en iyisi gidin kendiniz görün.
şaraplarını çok beğenmedik, ama biraları müthiş, mutlaka deneyin hatta meydanda piyano çalan amcanın oraya oturun sokağa karşı için biranızı
yanınıza şnorkel alırsanız güzel olabilir, kayalık olduğu için yüzmesi güzel oluyor.
öyle gece kulubü falan beklentiniz çok olmasın, bi tane var adamkıllı, onun yerini de tarif etmeme gerek yok, gece 11'den sonra sokağa çıkan aynı renk giyinmiş (ya da soyunmuş ta diyebilirim) kızları takip edin
suya para vermeyin meydanlardai çeşmelerden soğuk su akıyor, aynı zamanda oteldeki çeşmeden bile su içebiliyorsunuz, ve tadı satılan sudan daha güzel
halkı çok cana yakın, tek geçim kaynakları bu olduğu için turisti el üstünde tutuyorlar ve çok sıcakkanlılar
gidin gezin gezdirin, o kadar beğendik ki, ağustos'ta bir daha gitmeyi düşünüyoruz, çeşme ve bodrumdaki kazıklardan daha mantıklı
29 Haziran 2010 Salı
kelebek istilası
arkadaş sadece bu taraflarda mı var bilmiyorum ama kelebek istilasına uğradık.
hastanenin girişinde metrekareye 10-15 kelebek düşüyor, nereden geldi bu kelebekler yaw
aynı şu alttakine benziyolar
hastanenin girişinde metrekareye 10-15 kelebek düşüyor, nereden geldi bu kelebekler yaw
aynı şu alttakine benziyolar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
