6 Ağustos 2009 Perşembe

kandil telefonları


kandil akşamları tabii ki tüm müslüman camiası tarafından kutlanan ve dualarla süslenen bir gece.

ama olay bende ve benim çevremde bu şekilde gelişmiyor. kandilin misyonu insanları arayıp kandillerini kutlamak olayını geçemiyor. şimdi tabii hepimiz müslümanız hepimizin cüzdanlarında din kısmı islam olarak geçmekte ve hepimiz inanıyoruz, az ya da çok inanıyoruz bu ayrı bir tartışma konusu. ancak benim sıkıntım başka!
ailem benden uzakta yaşadığı için (arada yaklaşık 750 km bir uzaklık var) kandil geceleri mutlaka onları arayıp kandiliniz mübarek olsun dememi bekliyorlar. şimdi bu ne kadar zor olabilir di mi? işte gel gör ki bu bana zor geliyor arkadaş, tebelim ve bu tembellik yüzünden bir gün ailem reddedecek beni.

bir de bekleneni yapmama hastalığı var bende galiba, bir şey yapılması bekleniyorsa onu yapmamak için sonuna kadar diretiyorum. şimdi dün gece kandildi ve tüm gece eminim ki bizimkiler telefon başında benim onları arayıp kandillerini kutlamamı beklediler.

yapay geliyor bana böyle şeyler, hani, gerçekten bunu bir şekilde özümseyerek, ne bileyim camiye gidip namaz kılarak ya da mevlid dinleyerek geçiren bir adam olsam tamam kardeşim arayayım kutlayayım hatta yeri geldiğinde dualar edeyim onlar için.

ama işten yorgun argın çıkıp, normal bir akşam şeklinde geçirince bir de karşı tarafın illa böyle bir şey yapmamı baklediğini bilince olmuyor olamıyor. arıyorum ama yarım ağız ve bunu yapmaya programlanmış bir robot gibi konuşarak.

eminim şimdi siz , "ulan amma uzattın sonuçta 5 dakikanı ayırıp anneni babanı arayacan ne var bunda" diyorsunuz. ancak bu arama meselesi değil ben bu gece de ararım onları, kandil olunca ise mecburiyetten aramanın ve bunu mecburiyetten yapmanın verdiği bir rahatsızlık oluyor bende. ha aynı şeyleri bir de kayınvalide kayınpeder için de tekrarlıyorsun tabii ki. o daha da facia.

böyle şeyleri de çok beceremeyen bir insanımdır zaten, telefonda iki kelime de kuramıyorum, olay iyice saçmasapan bir hal alıyor.

neyse ailemizi aramak iyidir. onları hep arayalım, sevelim (yazar son cümleyi "bir gün annem bunları okursa beni öldürür" şeklinde düşünerek yazdı)

5 Ağustos 2009 Çarşamba

garsonlar beni görmüyorlar

şimdi hatunla güzel bir yere gidiyorsun, hemen etrafında bir garson ordusu, hoşgeldiniz efenimler, ne arzu edersinizler, menüyü gözüme doğru sokmalar falan insanı havaya sokuyorlar

bir de ilk kez gittiysen güzel bir izlenim bırakmak için daha da bir kasıyor abiler tabii ki, ulan zaten heyecanlıyım, yemeğe çıkmışım, belki karşıdakinin aklını almaya çalışıyorum, ya da etkilemeye çalıştığım bir arkadaşımla çıkmışım bir de garsonlar böyle hareketler yapınca iyice gaza geliyorum, kendimi bir şey sanmaya başlıyorum.

gidip menüdeki en alengirli şeyleri ısmarlıyorum, eşim her seferinde bildiğin şeyleri ye en azından karnın doysun dediği halde, ben değişik maceralara atılıyorum aklımca, en alengerli ve tabii ki en pahalı yiyecekleri istiyorum. sonunda önüme kuş kadar (kuş dediysem minik serçe) bir et parçası (bilmem ne ile marine edilmiş) getiriyorlar, yanında iki tutam yeşillik bir de sos adı verdikleri değişik renklerdeki sıvıları gezdiriyorlar üzerinde al sana egzantirik yemek. bir de benim gibi bir adamın bununla doymasını bekliyorlar.

neyse yemekleri ve içecekleri içiyoruz, tatlı kısmında yemek isimlerinden yediğim kazığın aynısından yememek için, kadıköy rıhtımda da yiyebildiğim sütlü tatlılardan söylüyorum en azından açlığımı böyle gidermeye çalışıyorum.

neyse yemek bitiyor ben doymamış bir şekilde hesabı alayım da bir an önce eve gidip bir şeyler atıştırayım telaşındayım.

işte o an, garsondan hesabı isteyeceğim an...

sanırım bu garsonların belinde bir cihaz var, kim ki hesap istemek için garson aramaya başlasa hemen bu titreşerek onlara haber veriyor ve kaçışmalarını sağlıyor.

tüm yemek boyunca değişik muhabbetler açıp, aç kalma uğruna farklı yemekler deneyen ben, birden tüm yemek boyunca yaptığım karizmayı yerlerde süründürmeye başlıyorum. her türlü el hareketini yaptığım halde hiç bir şekilde garsonların ilgisini çekemiyorum, halbuki bir baksalar bana, hemen elimle havaya bir amza atacağım ve hesabı istediğimi belirteceğim kendilerine.

uzun uğraşlar verdiğim halde beni hiç bir şekilde kaale almayan garson karşıdaki kişinin en ufak bir hareketi ile dönüp bakıyor. karşıdaki kişi yıllardır hesap isteyen bir görünümde artık, 1 - 0 öne geçti, hani derler ya doksana takıyor golü, ben ezik ve restoran içinde her türlü şebekliği yapmış bir şekilde tabağımda sütlü tatlıdan kalan kırıntıları sıyırıyorum ve bu hareketimle bir gol daha yiyerek geceyi mağlup tamamlıyorum.

içime oturuyor, açlığım da geçiyor bu sayede, her seferinde olduğu gibi bu sefer de garson abilerin bellerinde taşıdıkları alet devreye giriyor işte.

internet kesintisi arkadaşlığı

"internet olmadan önce ne yapıyormuşuz biz" dedi iş arkadaşım, iş arkadaşım dediğime bakma, arkadaşlık aynı iş yerinde çalışmaktan dolayı oluşan bir durum, yoksa tanımam etmem aslında. masamın yanına gelip önümdeki sandalyeye oturdu. şimdi internet gelene kadar çekmek zorunda kalacağım bu muhabbeti.
aynı şey küçükken elektrik kesildiğinde yaşanırdı. mum ışığının oluşturduğu o garip ambiyansta, yıllardır aynı evde yaşadığı halde konuşmayan bizler, televizyonun çalışmaması sonucu birbirimizin suratına bakmak ve muhabbet etmek zorunda kalırdık. ailemle ilgili gerçekçi bilgileri sadece o gecelerde aldığımı düşünüyorum.

şimdi internet gidince tabii, iş arkadaşları ile de aynı şekilde, bütün gün aynı ofisin içinde oturan ama gerçek hayatlarında neye benzediğini bilmediğim adam önümde oturuyordu. "eeee" dedi "nasılsın bakalım" yaşça benden büyük olması bana karşı bakalımla biten afacan cümleler kurmasını sağlıyordu. konuştukça ne kadar boş bir insan olduğunu daha net görüyorsum ama çaktırmıyordum. her zamanki tembelliğimden gem vurarak ufak şakalar yapıyor internetsiz bu anın bir an bitmesi için zaman geçiriyordum.

ya da bir telefon gelmeliydi ve ben gözlerimi büyükçe açarak " aaaaa" " hadi yaa" minvalinde (uuuv) kelimeler kullanıp "abii kusura bakma acil bir durum oluşmuş, bir bakayım şuna deyip sıvışmalıydım"

tam bu duaları ederken gerçekten telefonun çalması ve benim ortamdan kaçmamı ise tamamen kaderin güzel ellerine bırakıyorum.

internet olmadığında yapacağım şeyler listesi oluşturmam lazım bir an önce, bilgisayarda internet dışı uğraşılacak işleri bir kenara ayırmam lazım. valla bak düşündüm de internet olmadan önce ofislerde ne yapıyormuş insanlar

1 Ağustos 2009 Cumartesi

cumartesi çalışılır mı?

ulan zaten yaz, havalar sıcak (gerçi bugün yağmur var istanbul'da ama genel itibari ile sıcak) yaz olması insanların teker teker tatile gitmesi sebebiyle de doğru düzgün iş te yok.



bütün bunlara rağmen günlerden cumartesi ve bendeniz buradayım, işimi de severim hanigeleyim çalışayım no problemo, ancak iş yoğunluğunun azaldığı bir dönemde en azından cumartesileri vardiya usulü bir hafta gelip bir hafta gelmemek gibi bir olay olsa ne güzel olur aslında.



insan eşiyle bir yerlere gitmek iki gün kaçamak yapmak istiyor mesela, yapamıyorsun cumartesi 14:00'e kadar çalışıyorum ama o saatten sonra ne yapabilicen nasıl bir plan kurabilicem ki yani.



ben cumartesi sabahı arabayla işe gitmek için kozyatağı tarafına dönerken, bir bakıyorum yanımdaki arabalar kahvaltı yapmak için moda tarafına dönüyor, adalet mi bu dünya



cuma gecesi içmeye de gidemiyosun böyle olunca, işin kötü tarafı yönetim toplantılarını da cumartesi sabahına aldılar şimdi, zaten cuma akşamları dışarı çıkamıyordum şimdi ertesi gün dinç olayım diye hiç adımımı atamıyorum.



cumartesi çalışmayanları nasıl özeniyorum aslında, bir bilseler kıymetini, düşün lan iki gün üstüste işe gitmiyosun uuuuuuvvvv, mesela bazen bayram falan cumartesiye denk geliyor gitmiyorum işe, o iki gün tatile çıkmışım gibi oluyor, ulan insanlar bunu her hafta yapıyor be.



neyse efenim bir cumartesi sabahı daha her cumartesi sabahı olduğu gibi işimizdeyiz, buna da şükür cumartesi gelmesek yavv, diye diye hafta içi de gelmediğimiz bir işsizlik durumumuz olmasın da, aman tahtalara vurayım tak tak tak.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails